> Aynı masa, aynı tencere, aynı kâse. Bambaşka bir sabah.
Bolu Dağı'nda bir kahvaltı sofrasına oturduğunda, masa görüntü olarak değişmez. Tereyağ, bal, peynir, gözleme, çay — bunlar yıl boyunca masada. Ama o sofranın etrafı, ışığı, kokusu ve hatta tadı mevsimle birlikte değişir. Bu yazıda dört mevsimi, sofranın penceresinden ele alacağım.
§ İlkbahar — Yeşilin Uyanışı
Mart sonu — Mayıs ortası.
İlkbahar Bolu Dağı'nın "ah be" mevsimidir. Karlar yeni eridi, dağ yeniden nefes almaya başladı. Sabah saatlerinde sis hâlâ var, ama daha hafif, daha kısa. Güneş erken vuruyor.
Sofradaki fark:
Otlar geliyor. Madımak, ısırgan, semizotu, kuzukulağı — köy kahvaltıcılarında dağ otlarının kavurması ya da börekleri çıkmaya başlar. Bu sezona özel.
İlk taze peynirler. Hayvanlar ot yiyor, sütleri zenginleşti. Bu süt yeni peynir yapımına başladığında, mart-nisan peynirleri yıl boyunca yapılan en iyi peynirler oluyor.
Reçellerde mevsim geçişi. Kış reçelleri (kayısı, çilek konservesi) hâlâ masada, ama yanına gül reçeli, meyve çiçeği reçelleri eklenmeye başlıyor.
Manzara: Çamların altındaki ot örtüsü taze yeşil. Şelaleler en güçlü dönemlerini yaşıyor. Hava biraz nemli, biraz serin, ama ceket gerektirmeyen sabahlar başlıyor.
Kim için: İlk uyku tutmayanlar için, kalabalıktan kaçanlar için. Hafta içi bir gün gidip dağa boş gibi bakmak, ilkbahar sabahında en kolay.
§ Yaz — Çamların Kavurduğu Saatler
Haziran — Ağustos.
Yaz Bolu Dağı için aslında bir paradoks. Şehirler nefes alamazken, dağ hâlâ serin — yaylalara çıkıldığında 25 derecelik bir Türkiye yazından yaklaşık 18 dereceye iniliyor. Kahvaltı için saat dilimi değişiyor: erken çıkmak yerine, daha yaylada bir köyde sakince geç sabah yapmak normal hâle geliyor.
Sofradaki fark:
Taze sebzeler patlıyor. Domates, salatalık, biber, marul, taze soğan — sofranın yarısı sebze tabağı. Bu, kış sofralarında bulamayacağın bir bolluk.
Yumurta tabakları zenginleşiyor. Menemen, omlet, sahanda yumurta — her tür yumurta var çünkü tavuklar bahar otlarıyla beslendiklerinden sarısı en koyu hâlinde.
Yaylalar açılıyor. Aladağ, Köroğlu yaylalarındaki köy kahvaltıcıları sezonu yazda yaşıyor. Yaylada yapılan bir kahvaltı, dağda yapılandan farklı — daha açık, daha "piknik" hissinde.
Manzara: Yeşilin en doygun hâli. Çamlar kavurmuş gibi koku saçıyor öğleye doğru, ama sabahlar serin. Sabah sisinin yerini hafif bir nem alıyor.
Kim için: Aileler için, yaylacılar için, çocukların açık alana ihtiyacı olanlar için. Yaz sabahı kahvaltısı, bir piknik gibi planlanabilir bir şey hâline geliyor.
§ Sonbahar — Sisin Perdesi
Eylül sonu — Kasım ortası.
Eğer Bolu Dağı'nda bir kahvaltıya tek bir mevsimde gidebilseydim, sonbaharı seçerdim. Bu mevsim, dağın klişesi olmadan klişe bir güzelliği. Sis en sık, renkler en yoğun, hava en serin — ama ceket tutarken titretmeyen bir serinlik.
Sofradaki fark:
Mantar yemekleri masaya girer. Köy kahvaltıcıları, sonbaharda taze toplanmış orman mantarlarını sote yapıp kahvaltıya ekliyor. Bunu az sayıda yer yapıyor; ama yapanlar saklı bir cevher.
Kestane balı sezonu. Bolu ormanlarında kestane balı bu mevsimde toplanır. Sonbahar sofralarında en taze hâlini bulursun.
Reçeller yenileniyor. Kuşburnu, ceviz, üzüm, dut — kışlık reçeller şimdi yapılıyor. Köy kahvaltıcıları bazen "bu sabahki reçel" diye yenisini koyuyor masaya.
Manzara: Çamlar yeşil kalır ama yapraklı ağaçlar (kayın, gürgen, kavak) sarı, turuncu, bordo arasında geçiyor. Sabah sisi en yoğun. Bir sabah saat altıda dağa çıkıp, sisin içinde camlı bir mekanın masasına oturmak — o sabah bir hafta dayanan bir sahne yaratır.
Kim için: Fotoğrafçılar için, sessizlik arayanlar için, ilk kez gelenler için (çünkü mevsim onları büyüleyecek). Hafta içi git, hafta sonu çok kalabalık.
§ Kış — Sıcaklığın Altın Saati
Aralık — Şubat.
Kış sofrası, kontrastla beslenen bir sofradır. Dışarıda kar, içeride yangın gibi ocak. Pencereler buğulu, çay buharı havada görünür hâlde. Bu mevsimde Bolu Dağı'na gitmek biraz daha zorlu — yollar bazen kapalı, sis tehlikeli, soğuk dişine kadar geçer. Ama bedelin karşılığı paha biçilmez.
Sofradaki fark:
Sıcak çorbalar girer. Tarhana, mercimek, mantı çorbası — klasik bir kahvaltı sofrası, bu mevsimde kâseye sıcak bir çorba ekleyerek başlar.
Kuymak doruk noktasında. Soğuk havada kuymak yemek, başka bir mevsimle kıyaslanamaz bir şey. Tereyağı sanki daha bir sıcak, peynir teli sanki daha bir uzun.
Tatlı çoğalır. Helva, höşmerim, kabak tatlısı — kış sabahı tatlısının ayrı bir yeri var. Sıcak tatlı, soğuk havada başka bir şey.
Manzara: Kar varsa, beyaz. Yoksa, gri. Çamlar her iki halde de yeşil. Sabah erken saatte dağda olmak için biraz daha cesaret gerek — ama oradaysan, sofra seni iki kat daha fazla ısıtır.
Kim için: Soğuğu seven cesurlar için, kış kayağı planı yapanlar için (Kartalkaya yakın), bütün yıl boyunca bir kez kar altında kahvaltı yapmak isteyenler için.
§ Hangi Mevsim "En İyi"si?
Aslında yoktur. Her birinin başka bir hediyesi var. Eğer sıralasaydım kişisel olarak:
Sonbahar — sis ve renkler birleşince, başka şey kalmıyor.
İlkbahar — uyanışın taze hâli, kalabalık yok.
Kış — kontrastın çekiciliği, ama planlama gerek.
Yaz — sıcak şehirden kaçış için ideal, ama dağ klasiği dışındaki bir şey.
Sıralamayı tartışmaya açığım tabii — herkesin kendi tercihi olur, kimin için bahar daha samimi, kimin için kış daha edebî hissedilir.
Bir mekana farklı mevsimlerde gitmek, bir filmi farklı yaşlarda izlemeye benzer. Aynı sahneden başka bir şey alırsın.