Tek Başına Bolu Dağı'nda Kahvaltı: Yalnızlığın Tadı
> Bazı sofralara tek başına oturmak, kalabalık bir masada oturmaktan daha çok şey öğretir.
Geçen yıl, kötü bir hafta sonunun ardından, bir cuma akşamı kararımı vermiştim: ertesi sabah saat beşte yataktan kalkacak, tek başıma arabaya binecek ve Bolu Dağı'na çıkacaktım. Hiç kimseye söylemeden. Bir mesaj atmadan. Sadece kendim ve yol.
Bu yazı o sabahın günlüğü gibi bir şey. Belki sen de denemek istersin.
§ 05:00 — Şehirde Karanlık
Alarm çalıyor, ışığı yakıyorum. Mutfakta küçük bir termos hazırlıyorum — içinde sıcak su, yanına bir poşet çay. (Köy çayını oraya gidince içeceğim, bu sadece yolda canım çekerse.) Pencereden dışarı bakıyorum: şehir yarı karanlık, ışıkların çoğu kapalı, sokak boş. Şehrin bu hâli için ufak bir tutku besliyorum — sanki kimsenin gözü açıkken yapılmamış bir şeye tanıklık ediyorsun.
Çantaya: ufak bir defter, kalem, bir kitap (okumayacağımı bile bile), telefon ama şarjı %20'de kalsın diye özellikle az şarjlı, ve bir atkı.
§ 05:30 — Yola Çıkış
Şehir çıkışında trafiğin olmaması inanılmaz. Dağa giden yol, bütün gece bekliyormuşçasına temiz. İlk on dakikada radyodan kapatıyorum — bu sabah sessizliğin sabahı.
Aslında yol çoktan başlamış oluyor: motor sesi, lastik sesi, bir de aklımdaki düşünceler. Tek başına araba kullanmanın güzel yanı bu — düşüncelerinle aranda tampon yok, ama dışarıdaki manzaranın akışı düşünceleri yumuşatıyor.
§ 06:00 — Bakacak Tepesi
Bakacak'a yaklaşırken sis başlıyor. Önce ince, sonra dağın dirseğinden sonra yoğunlaşıyor. Farları yakıyorum. Şu anda etrafta neredeyse hiç araba yok — sadece ben ve sis.
İlk kahvaltı durağım için kararsızdım. Mengen'e kadar gitmek istiyordum başta, ama saatin erken olmasının cazibesine yenildim ve Bakacak Tepesi'ndeki klasiklerden birinde durmaya karar verdim. Bolu Dağı'nın 7/24 açık olmasıyla bilinen yerlerinden — sabahın bu saatinde dahi açık olduğunu bildiğim için sapmasam olmazdı. İbrahim'in Yeri, o ışığı içeride yanan, ahşap masaları sis altında sıralı duran yerlerden biri. Tek başına gelenlere alışkındır; kimse niye yalnız olduğunu sormaz.
§ 06:20 — Masa
İçeri girdiğimde sayılı sayıda insan var. Bir köşede iki yaşlı amca çay içiyor, başka bir masada bir kamyoncu sessizce gözleme yiyor. Garson bana "Tek mi?" diye soruyor. "Tek" diyorum. Beni pencerenin yanındaki bir masaya götürüyor. Camdan bakınca dağ ve sis — sis dağı yutmuş, dağ sisin içinde duruyor.
Sıcak gözleme, demli çay, beyaz peynir, biraz tereyağ ve bal istiyorum. Biraz sonra masada her şey. Sıcak gözlemenin buharı yüzüme doğru çıkıyor.
İlk lokmayı alırken ne hissediyorum biliyor musun? Hiçbir şey. Bunu kelimelere döktüğümde garip duyulabilir, ama bir an aklımda tek bir düşünce yok. Sadece sıcaklık, sadece tat, sadece manzara. Şehirdeki hayatın sürekli anlaşılmak isteyen, çözülmek isteyen tüm o trafiği — sustu.
§ 07:00 — Defter
Çantadan defteri çıkarıyorum. İlk başta yazacak bir şey yok. Sonra, sadece tarih ve saat yazıyorum. Sonra "07:08" yanına "tek bir bardak demli çay" diye not düşüyorum. Sonra şunu yazıyorum:
> "Şehir, insanı kendine benzetir. Dağ ise, kendinde bırakır."
Bunu okuduğumda biraz utanıyorum kendimden — çok ağdalı, çok kitap fragmanı gibi. Ama silmiyorum. Sabah, kendine ait kelimeleri olan bir zaman dilimi.
§ 07:30 — İkinci Çay
İkinci çayı isterken garson "Çay sevdiniz galiba" diyor gülümseyerek. "Çayın bu kadar iyi olduğu yer az" diyorum. O da gülümsüyor. Bu, kahvaltı boyunca yaptığımız en uzun konuşma, ve yeterli.
Pencereden bakıyorum, sis biraz dağılmış. Karşıdaki tepenin silueti belirgin. Şehirde yarın bekleyen şeyler hâlâ bekliyor — ama buradan bakıldığında, hepsi daha küçük, daha çözülebilir.
§ 08:30 — Yolda
Dönüş yolunda, hâlâ tek başıma. Şimdi radyoyu açıyorum — sessizliğe doyduğumu hissediyorum. Şehre yaklaşırken ilk arabaları görüyorum. Şehrin sesleri yavaş yavaş geri geliyor.
Eve döndüğümde saat onu geçiyor. Banyo yapıyorum, üstümdeki ceketten hâlâ tereyağ ve duman kokusu geliyor (hep gelir; köy tereyağı kokusu kıyafete sinen bir şeydir). Yatağıma uzanıyorum, gözlerimi kapatıyorum. Hayatımda yapmış olduğum en küçük seyahatti — toplam 4 saat sürmüştü. Ama o sabahki o iki saatin verdiği, o haftanın kötü hissinden çok daha güçlü çıktı.
§ Bir Kaç Notum
Bu deneyimi denemek istersen:
Tek başına bir kahvaltıya çıkmak, küçük bir cesaret işidir. Ama bu küçük cesaretin getirdiği şey, hatırlanmaya değer.
Etiketler
Sofra Notu
Bolu Dağı'nda sabah sofrası arıyorsan, İbrahim'in Yeri Bakacak mevkiinde 1989'dan beri açık. Klasiklerden.